2020’ye girişimizin ne kadar kötü olduğunu hepimiz biliyoruz. Onlarca kötü olay yaşandı. Ancak, ben ve benim gibi basketbol takipçilerini en derinden etkileyen olay şüphesiz dün bu saatlerde yaşandı. Basketbolun en büyük efsanelerinden Kobe Bryant dün trajik bir helikopter kazası sonucu 13 yaşındaki dünyalar tatlısı kızı Gianna ve 7 diğer kişiyle birlikte hayatını kaybetti. Gelin bu üzücü zamanda geçmişe, Kobe’nin geçmişine gidelim.

23 Ağustos 1978’de doğdu Kobe. Babası eski efsane Philadelphia oyuncuların Joe (Jellybean) Bryant’tı. İsmini ise Philadelphia’da bir restoranda ailesinin menüde gördüğü Kobe adlı bir Japon yemeğinden aldı. Üç kardeşin en küçüğüydü, iki ablası vardı.


Baba Joe yetenekliydi, ancak yetenek NBA’de tutunmak için yeterli değil. Jellybean de tutunamadı. 1984 yılında gelen teklif sonucu ailesiyle birlikte İtalya’ya taşındı. Bryant ailesi için İtalya sürekli yer değiştirmelerin getirdiği bir zorluk iken aynı zamanda basketbol efsanesi Kobe Bryant’ın da doğduğu yerdi.

Kobe, İtalya yaşamı boyunca babasıyla maçlara gitti. Gittikçe basketbolu daha çok sevdi. Aynı zamanda Amerika’da yaşamına devam eden büyükbabası ve büyükannesi düzenli olarak NBA’in o dönemki maç kasetlerini gönderdi. Kobe bu kasetler sayesinde büyük bir Magic Johnson ve Lakers hayranına dönüştü. Aynı zamanda Kobe bu kasetlerde izlediği hareketleri çalışmaya başladı. Küçücük bir çocuk iken bile günde saatlerce çalıştı. Babasıyla maçlar yaptı, babasından eğitim aldı. Hatta babası çalışmasına yardımcı olmak için maç kasetlerini düzenli olarak kendilerine ulaştıracak bir abonelik de yaptırdı. Babasının maçı öncesi, araları, sonrası parkeye adım atar ve İtalyanlara ufak çaplı bir şov sunardı. Gittiği her takımın taraftarı ve oyuncuları Kobe’nin kim olduğunu bilir ve bu küçük adamı çok severdi.

Gel zaman git zaman, 1991 yılında Joe emekli oldu ve aile Amerika’ya dönüş yaptı. Kobe için ise değişen bir şey olmadı. Günleri yine saatlerce basketbol oynayarak, insanları büyüleyerek geçti. Ve artık NBA öncesi son durağına, Lower Merion Lisesi’ne başladı. Kobe lisede geçirdiği 4 yılda Wilt Chamberlain’in toplam sayı rekorunu da kırdı. Burada ulusal bir üne kavuşan Kobe sadece insanların değil, Adidas’ın da ilgisini çekti. O dönemler Micheal Jordan sayesinde piyasaları alt üst eden Nike karşısında Adidas bir şekilde güç kazanmalıydı. Son bir kumar şansları vardı ve Adidas bu hamleyi Micheal Jordan’dan da çok ses getirecek biriyle yapmak istiyordu. Sonra Kobe’yi keşfettiler. Hedef ise Kobe’yi liseden NBA’e getirmekti. Kobe ve Adidas takımlarla görüşmeye başladı. Bütün takımlar bu genç liseliden etkileniyordu ancak liseden gelecek olması bütün takımlar için bir “acaba?” sorusunu da beraberinde getiriyordu. Ama dönemin Lakers yöneticisi Jerry West için değil. Jerry West izlediği ilk an Kobe’nin neye dönüşebileceğini anladı. Jerry West için Lakers’ın geleceği parıl parıl parıldamaya başlamıştı bile.

O gün geldi. 1996 NBA Draft’ı başladı. Arkaplanda ise Jerry West o ana kadar tıkır tıkır işleyen planının sonuca erişmesini bekliyordu. Jerry medyaya Kobe ile ilgili hiç de hoş olmayan söylentiler yaymış ve onun ilk sıralardan seçilmesini engellemişti. Ancak bunlar yeterli değildi. Bu yüzden Jerry, Charlotte ile önceden anlaşılmış bir takas planladı. Bu anlaşmaya göre Charlotte 13. Sıradan Kobe’yi seçecek ve sonrasında Lakers dev adam Vlade Divac’ı Kobe karşılığında gönderecekti. Ve plan mutlu sonla bitti. Kobe hayallerinin takımı Lakers’ta oynayacaktı. Lakers ise FA’den dönemin en iyi oyuncularından biri olan Shaquille O’Neal’ı kadrosuna katmıştı. Kariyerinin ilk üç senesi Kobe ve Shaq’ın gelişime devam etmesiyle geçen Lakers için beklentiler artık en tepeye çıkmaktı. 1999 yılında efsanevi koç Phil Jackson ile de anlaşan Lakers için artık yapılacak tek bir şey vardı:

Şampiyonluk.

2000 yılı beklentilerin sonuca ulaştığı yıl oldu. Lakers rüya gibi geçen bir sezonun ardından finalde Indiana Pacers’ı 4-2 ile geçerek şampiyon oldu. Ard arda gelecek 3 şampiyonluğun ilki buydu. Sonraki iki yılda önce Philadelphia’yı 4-1 ile, sonrasında New Jersey Nets’i 4-0 ile geçerken Prime dönemini yaşayan Shaq üç şampiyonlukta da ön planda olup Finaller MVP’si ödülünü kazanan isimdi.

Lakers saha içinde oldukça iyi bir takım görüntüsü çizse de arkaplanda konuşulanlar o yönde değildi. Kobe ve Shaq’ın birbirini sevmediği, Kobe’nin koç Jackson’un Shaq’a yaklaşımından hoşnut olmadığı medyanın bütün gündemini meşgul ediyordu. 2003 yılında Konferans Finalleri’nde sezonu şampiyon olarak tamamlayan San Antonio Spurs’e 4-2 ile geçilip hayal kırıklığı yaratan Lakers’da sonun yaklaştığını herkes biliyordu. Ancak Lakers son bir kumar daha oynamayı tercih etti. Yüzüksüz efsaneler Garry Payton ve Karl Malone’u takıma katan Lakers belki de yakın tarihin ilk superteam’ini kurmuştu ve beklentiler tahmin edebileceğiniz gibi yine şampiyonluktu. Ancak olmadı. Sezonu sakatlıklarla boğuşmasına rağmen 2. sırada tamamlayarak playoff’lara ulaşan Lakers, yolunu finale kadar uzatmayı da başardı. Ancak finali hiç superstar’ı olmayan Detroit’e karşı 4-1 ile ezici bir şekilde kaybetti. Kobe-Shaq efsanesinin sonu böylede geliyordu. Sezon sonunda Lakers ya Shaq’ı ve Jackson’u seçecek ya da yoluna genç yıldız Kobe ile devam edecekti. Lakers Kobe’yi seçti. Shaq ile imzalanmadı, Jackson ise- çok kısa bir süreliğine- emekliye ayrıldı.

Artık Kobe ve Lakers için en fazla ilk tura kadar gidilen 3 sezonluk zor bir periyot başlıyordu. Ama Kobe durmadı. Play-off’larda takımının yetersizliği sebebiyle başarıya ulaşamasa da normal sezonda izleyen herkese bireysel şovlar sunmaya devam etti Kobe. 2005 sezonunu 35.4 sayı ortalama ile sayı kralı olarak kapatan Kobe, garip bir şekilde, MVP seçilmedi o sezon. Ayrıca herkesin bildiği o efsanevi 81 sayılık performans da 2005 sezonunu süslüyordu. 2007-2018 sezonu ise bambaşka bir dönemin başlangıcıydı.

2008 sezonu Lakers Kobe’nin yanına İspanyol uzun Pau Gasol’u getirdi. Kobe’nin üstün performansının yanında yükünü hafifletme görevini harfiyen yerine getiren Pau ile Lakers NBA Finalleri’ne rahatlıkla erişirken Kobe ise kariyerinin ilk ve tek normal sezon MVP’liğini elde ediyordu. Ancak finalde dönemin superteam’i Celtics’e gücü yetmeyen Lakers seriyi 4-2 ile kaybetti. Ancak 2008-2009 sezonu Kobe ve Lakers için ard arda mutlu sonla bitecek iki sezondan ilkiydi. Hemen hemen aynı kadroyla Lakers finallerde sezonun sürprizi Orlando ile karşılaşıp 4-1 ile geçerek sezonu şampiyon tamamlıyor, Kobe ise ilk Finaller MVP’liğini alıyordu. 2009-2010 sezonunda ise bu kez rakip iki sezon önce Lakers’ı yüzükten eden Boston’du. 7. maça kadar uzayan seriyi Kobe ve Gasol’ün olağanüstü çabalarıyla kazanan Lakers üst üste ikinci şampiyonluğunu, Kobe ise üst üste ikinci Finaller MVP’liğini kazandı.

Ancak 2010’dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kobe için 2011 ve sonrası sakatlıkların yakasını bırakmadığı, basketboldan sürekli olarak mahrum kaldığı yıllar oldu. 2010-2011 sezonunu ikinci raundda Dallas Mavericks’e süpürülerek kapadı o yıl Lakers. 2012’de karşılarına Oklahoma çıktı, ikinci raundda 4-1 ile elenerek sona erdirdiler.

2013 Kobe için son umut oldu belki de. Takıma efsane Steve Nash ve ligin en iyi uzunlarından Dwight Howard katıldı. Takımdan beklentiler yine şampiyonluktu. Tüm basketbolseverler heyecanla Lakers-Heat; daha çok Kobe-LeBron eşleşmesini beklemeye koyuldu. Ta ki Kobe’nin kariyerine fiilen noktayı koyan o sakatlığa kadar. Sezonun sonları yaklaşıyordu. Lakers için hayal kırıklıkları ile dolu bir sezon Kobe’nin daha çok yıpranmasına sebep olmuştu. 26 Nisan’da Warriors ile Staples Center’da karşılaşan Lakers’da Kobe yine şiir gibi bir performans sunuyordu izleyicilere. Son çeyreğin bitimine 3 dakika kala Kobe bir pozisyonda içeri drive etmek isterken yere düştü ve sol ayağının aşil kısmını tutmaya başladı. Yürekler ağızdaydı, herkes Lakers’ın O olmadan yapamayacağını biliyordu. Kobe ne mi yaptı? Kopmuş bir aşille, güçlükle yürüdüğü halde çizgiye gitti, iki serbest atış attı, ikisinden de isabet buldu ve belki de maça geri dönme düşüncesiyle soyunma odasına gitti. Ama Kobe o soyunma odasından 1.5 yıl kadar dönmedi. Lakers ise play-off’ların ilk turunda San Antonio tarafından süpürüldü.

Kobe Aralık 2014’e kadar lige dönmedi. Döndükten sonra da performansı ortalamanın üzerine çıkamadı. Takımı genç, çoğu yeteneksiz oyunculardan oluşuyordu. Yarım sezon oynadıktan sonra bir sonraki sezon başlamadan emekli olacağını duyurdu.

Kobe’nin izleyenleri büyülediği son sezon oldu. Gittiği her deplasmanda sevgi gösterileri ile karşılandı, duyulan saygı en üst düzeydeydi. 81 attığı Toronto’dan ezeli rakibi Boston’a kadar herkes bu efsaneye son basketbol anlarında eşlik etmek için her şeyi yaptılar.

14 Nisan Kobe’nin profesyonel basketbol kariyerinin son günüydü. Staples’da, evinde son kez maça çıkıyordu Kobe. Rakip Utah Jazz’di. İzleyen herkesin içinde Kobe’yi kaybetmenin üzüntüsü vardı. Kobe ise son kez selamladı onları, 60 sayı atarak ve clutch time’da takımına maçı getirerek selamladı. Kobe Bryant basketbola 60 sayı ile veda etti. Hafızalara kazınan an ise mikrofona “Mamba Out!” diye seslenmesi, iki parmağını öpmesi ve mikrofonu yere bırakışıydı.

Bryant, 2000 çağı çocuklarının unutulmazı, idolü dün akşam bizlere son kez veda etti. Hayatını adadığı iki şey onunla birlikteydi giderken, kızları ve basketbol. Aşık olduğu şeyi, aşık olduğu kızının elinden izlemek için binmişti helikoptere Kobe, maalesef inemedi. Umuyorum ki şu an kızı Gianna ile birlikte cennette basketbol çalışıyorlardır. Seni seviyorum, seni seviyoruz Mamba. Bizlere ve basketbola kattığın, izlettiğin her şey için teşekkürler. Son kez, MAMBA OUT!

 

ilk beğenen sen ol

Kategori:

Yorumlar